Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Karanlıktan Aydınlığa…

Karanlıktakiler – Yönetmen : Çağan Irmak

Egemen annesiyle birlikte eski bir konakta yaşamakta, her sabah annesinin hazırladığı kahvaltı masasında annesiyle birlikte kahvaltısını yapıp, hiç değişmeyen takım elbisesi giyerek ve çantasını alarak işine gitmektedir.İşyerine gittiğinde takımlarını çıkararak günlük spor kıyafetlerini giymekte ve ofisboy olarak çalıştığı reklam ajansındaki işinde, görevi gece nöbetçisi Ramiz abi’den devralmaktadır.

Egemen’in annesi Gülseren, senelerden beri evden dışarı adımını atmamıştır.Sigarası ağzından düşmeyen, mahallenin çocuklarının oyun gürültüsünden rahatsız olan, kapıyı tanımadığı kimseye açmayan tipik bir mahallenin delisidir.Yemeğini kardeşi gelip yapmakta, oğlu dışındaki tek sosyal ilişkisi de zaten onunla olmaktadır.

Egemen, hafif sıyrık annesiyle aynı evde yaşamaya katlanırken, ne bir sosyal hayat, ne doğru dürüst bir iş edinebilmiş ezik ve silik bir karakter haline gelmiştir.Patronunun ona karşı olan ilgisini de yanlış anlamaya müsait bir ruh hali içindededir ve delirmemek için savaştığı hayatından kurtulmak, kaçıp bir yerlere gitmek istemektedir…

Meral Çetinkaya’yı izleyici en çok Bizimkiler dizisindeki Sabri Bey’in kedi seven eşi olarak hatırlayacaktır.Meral Çetinkaya’nın bu filmde de, şımarık-çocuksu konuşması, yüz ve vücut mimikleri ile herkese tepeden bakan, asil aristokrat hanımefendi rolünün altından çok iyi kalktığını belirtmek gerekir.Erdem Akakçe, hayatındaki tüm olumsuzlukları annesine yükleyen, evin tüm işlerini yapmak ve annesine bakmak zorunda kalan orta yaş sınırındaki adam rolünün altından çok iyi kalkıyor.İşyerinde ve dışarıda incelen ses tonu ve ezilen görüntüsü, annesiyle konuşurken, yerini küçük bir çocuğu azarlayan sert ve otoriter adam figürüne bırakıyor.Yan bir rolde oynayan Derya Alabora yine her zamanki iyi oyunculuğunu, rolünün elverdiği ölçüde kotarıyor.

Çağan Irmak her zaman belli bir kalitenin üzerinde işler çıkaran bir yönetmen.Karanlıktakiler ise en iyi filmi olmuş.Karanlıktakiler’de, ne Babam ve Oğlum’da yaptığı gibi izleyicinin duygularını sonuna kadar sömürüp ağlatmak için zorlamış, ne de Issız Adam’da yaptığı gibi karakterleri iç ses ile konuşturup bir faciaya imza atmış.Yine de hatalarından tam olarak kurtulamamış ki Gülseren’in nasıl bu hale geldiğini anlatan “flashback” sahnelerinde sürekli vurgulanan ve adeta izleyicinin gözüne sokulan “aile şerefi” kavramı, bir izleyici olarak beni rahatsız etti.Çağan Irmak yine izleyiciyi salak yerine koymuş ve defalarca “bak bu kadın delirdi ama nedeni de bu…” demekten kendini alıkoyamamış.Neyse ki filmin sonunda aynı hatayı yapmamış ve ucu açık bir son bırakmış.Bu şekilde izleyiciye de filmden sonra film hakkında kafa yorma zahmetine girme şansı tanımış.

Karanlıktakiler iyi bir film.Sizi salya sümük ağlatmayacak, biraz farklı bir Çağan Irmak filmi.Issız Adam veya Babam ve Oğlum gibi bir film bekliyorsanız pek yaklaşmayın ancak günlük hayatın içinden, sıradan karakterler, basit bir hikaye ve iyi oyunculuk izlemek istiyorsanız  izlemeniz gereken bir film.

Bedava MP3 için en garantili yol

Bedava MP3 için en garantili yol

21/04/2008

M. Serdar Kuzuloğlu

Ulaştırma Bakanlığı ortaöğretim kurumları arasında bir yarışma düzenledi. Kazanana dizüstü bilgisayar verilecek bu etkinlikte öğrenciler ‘İnternet nereye gidiyor?’ başlığı altında şiir ve kompozisyonlar yazacak.

Bu haber beni lise yıllarıma götürdü. Son sınıftan mezun olmama dört gün kala ‘Güzel konuşma ve yazma’ isimli bir derste zaman geçirmek için bize zorla yazdırılan bir kompozisyondaki eleştirel üslubum yüzünden çok az kişiye nasip olmuş bir suçla disiplin komisyonuna verilmiştim: Türk eğitim sistemini kökten değiştirmeye teşebbüs!

Üstelik o yaşlarda aklında binbir türlü hayal, sıkıntı, endişe ve heyecan taşıyan gençlere gösterilmesi beklenen anlayış ve sabrı bana çok gören öğretmen ve müdürüm yüzünden bu cezanın karşılığı olan kaydımın Marmara Bölgesi dışında bir okula alınması cezasını ancak rica minnet tasdiknamemi alıp başka bir okula geçmeyle atlatabilmiştim. Bu yüzden ben adını bile şu an hatırlayamadığım, binasını bırakın; hayatımda yolunu bile bilmediğim bir liseden mezun görünüyorum.

Benzer sebeplerden dolayı hiçbir okulda dikiş tutturamamış olmam, hiçbir okul yıllığında benim için yazılmış bir iki satırın yokluğu gururla andığım bir şey değil ama o sefil ve kof düzene boyun eğmediğim için bir gün olsun pişmanlık duyduğumu hatırlamıyorum.

Bana bazen neden sivri şeyler yazdığımı soranlara bunları anlatmaya üşeniyorum ama ben en ‘yuvarlak’ yazılarımı buralarda yazdım aslında…
Özetle; bu topraklarda fikir belirtmenin tehlikesini bilirim. Neyse ki şu yarışmanın başvuru tarihi dün bitti. Yoksa yine yakamdan düşmeyen ‘suça teşvik’ yaftası bir kere daha boynuma asılacaktı. Kazanan ‘talihlimizi’ 24 Nisan’da Ankara’da düzenlenecek ‘İnternet Günleri’ etkinliğinde göreceğiz.

23 Nisan’da ‘Çocuk Cumhurbaşkanı’ olarak 21 yaşında bir imam hatiplinin çağrıldığı bir dönemde her şeye hazırlıklı olmak zorundayız. Bu arada çocuk olma eşiği 21′e kadar dayanmış, heyhat… Devlet İstatistik Enstitüsü’nün son raporuna göre ortalama evlenme yaşımız da 21.

Tam burada dört cümle yazıp sildim. Yani bunun anlamını yazmaya benim bile elim varmadı; gerisini siz hesap edin.
İnternet nereye gidiyor diye bana soracak olursanız çok güzel haberlerim var. Dünya rotası bir yana bizde sansürün geldiği noktada artık mahkeme kararı bile olmadan Telekomünikasyon Kurumu’na bağlı İnternet Dairesi Başkanlığı site kapatabiliyor.
Ne büyük bir güç bu Allah’ım?

Mart ayında açıkladıkları rakama göre 294 site Türkiye’de yaşayanlara çok göründü. Biz aklı, fikri, mantığı yerinde olmayan biçare, zavallı tebaa neyse ki bu büyüklerimiz sayesinde biraz daha yaşanabilir bir hayat sürüyoruz. Dünyada e-posta ile site kapattırabileceğiniz nadir ülkelerden biri olmalıyız. Sakil isimli bir sitesi bile var: www.ihbarweb.org.tr

Tabi böylesine zevkli bir iş sadece İnternet Dairesi Başkanlığı tekelinde olamaz. Mahkemeler ne güne duruyor? Bir uluslararası siteyi devirmek mi istiyorsunuz? İçine yükleyin bir Adnan Hoca küfürnamesi, bir basit Atatürk eleştirisi, verin şikâyet dilekçesini, tamaaam! Dünyanın internet nüfusu en kalabalık ilk 15 ülkesinden birinde işleri sadece sansürlemek böylesine basit. Siz bir de sonu com.tr ile biten bir site açmak isteyin, bakın neler oluyor.

Şu ana kadar anlamadığım tek bir şey var. İçinde hiçbir yasadışı dosya olmamasına rağmen MÜYAP ve benzeri kurumlar müzik paylaşım sitelerini bir bir kapattırmayı başardı. Bu siteler sadece hangi dosyanın nerede olduğunu gösteriyordu. Yani bir nevi arama motoru görevi yapıyorlardı. Hatta işi iyice abartarak bu iş için DE kullanılabilen yazılımların bulunduğu dev yazılım arşivi sitelerini bile kapattılar. Oysa bu yazılımların kendisi tamamen yasaldı. Banknot basma ihtimaliniz olduğu için renkli yazıcıların yasaklanmasından farksız yani.

Peki bütün bunlar olurken dünyada iyi kötü her şeye ulaşabildiğimiz Google ve benzeri arama motorlarına hâlâ erişmemize izin verilmesi neden?

Atatürk’e hakaret orada, Adnan Hoca’ya küfrün bini bir para, korsan müzik orada, çocuk pornosu orada, Türklüğe hakaretler kubbeyi doldurmuş… Şaka değil, neden Google bir istisna? Gücünüz mü yetmiyor, mideniz mi kaldırmıyor?

Korsan müzikse bu işin hassas karnı, alın size işleyen bir tüyo: Adres çubuğuna getir.net/wpk adresini girin. Karşınıza bir Google arama sayfası çıkacak. Arama satırındaki yazıların sonuna bir boşluk bırakıp istediğiniz şarkıcı ya da şarkıyı yazın. İşte bu kadar! MÜYAP, MESAM, MÜYOBİR, sizi oraya boşuna oturtmadılar; uyumayın! ihbar@ihbarweb.org.tr!

Adına Google denen bu pislik yuvası da kapanıp hepimizin içi rahatlayana dek her hafta böyle yeni bir tüyo gireyim bari.
Oysa bu hafta ne hoş şeyler yazacaktım.
Bu kompozisyon yarışması aklımı çeldi…

Yerel mahkeme “evlilik içi tecavüz”e zincirleme suç hükmü kararı verdi, Yargıtay bozdu. Avukat Gülbahar: Kadına yönelik suçlarda zincirleme suç hükümleri hemen hiç uygulanmıyor, oysa evlilik içi tecavüz süregen suçlardandır.

BİA Haber Merkezi – İstanbul

18 Nisan 2008, Cuma

Nilüfer ZENGİN

“Olumlu kararların çıkması geç de olsa çıkmaya başlaması sevindirici bir durum, bu kararı veren hukuçuları kutlamak gerekiyor ama bunların hala istisnai durumlar olarak kalması da Türkiye’nin acı bir gerçeği.”

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) Başkanı, avukat Hülya Gülbahar “evlilik içi tecavüzün” suç sayıldığı bir karar üzerine böyle konuştu.

Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, eşine tecavüz ettiği iddiasıyla sanık H.A.’yı 10 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırdı. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, “eşe karşı nitelikli cinsel saldırı” suçunda, yerel mahkeme kararın yerinde olduğunu, sadece zincirleme hükümlerinin uygulanmasında yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle, davayı kısmen bozdu. Yargıtay’ın verdiği karar sonrası sanık H.A., 10 yıldan az olmamak kaydıyla, yeniden yargılanacak.

Sabah’ın haberine göre “Türkiye’de ilk kez”, nikahlı eşine karşı tecavüz suçunu işleyen bir sanık hapis cezasına çarptırıldı.

Gülbahar “İlk mi bilmiyoruz…” diyor.
Kadına yönelik suçlarda zincirleme suç hükümleri uygulanmıyor

“Evlilik içi tecavüzü suç sayan Türk Ceza Yasası (TCK) 1 Haziran 2005′ten beri yürürlükte. Yeni yeni kararlar görebiliyoruz. Samsun’da bir olay vardı, sevişmek istemeyen karısının yataktan ittiği adam, karısını öldürdü, ‘beni yataktan itti, hakaret etti’ diye… Bu nedenle adama tahrik indirimi verildi. Sonra bozuldu, ama önce verildi, evlilik içi tecavüz girişiminden ceza verilmedi. Kadın ölmüş, adam istediğini söyleyebilir. O da tipik evlilik içi tecavüz olayı görünümündeydi.”

“Tecavüz deyince akla hemen dövüp sonra kadına tecavüz edilmesi geliyor, oysa ki kadını sevişmek istemiyorsa, tecavüzdür. Her gözünü kapatıp, dişini sıkıp, beş dakika geçsin diye bekleyen kadın aslında tecavüze uğramaktadır.”

Yargıtay’ın “kısmen” bozma kararıyla ilgilli Gülbahar şöyle konuştu:

“Kadına yönelik suçlar sözkonusu oduğunda TCK’nin zincirleme suç hükümleri nedense hemen hiç uygulanmıyor, sistem nitelikli haller gibi ağırlaştırıcı nedenleri derhal bir tarafa atıp tahrik gibi iyi hal gibi hafifletici nedenler yaratmaya çalışıyor. Türkiye’de cinsiyetçi hukuk sisteminin işleyiş mekanizması bu. Bu kararda da benim gördüğüm mahkeme nadiren yapılmış işlerden birini yapmış, zincirleme bir suç kapsamına almış. Yargıtay’ın bozmasının ‘iyi’ bir bozma olduğuna dair kuşkum var.”

Gülbahar “Evlilik içi tecavüzün aynı suçun tekrarı olmadığını, akışkan, süregen suçlar olduğunu, birden çok suç tipinin bir arada olduğunu” söyledi:
Evlilik içi tecavüz süregen bir suçtur

“Adam kadını döver, tecavüz eder, aç bırakır, eve kitler, tehdit eder, hakaret eder, bir daha tecavüz eder. Bu cümledeki her aşama ayrı bir suç oluşturur.

“Yeni TCK’ye göre kadına yapılan eziyet maddesi çerçevesinde, tecavüz aile içinde olduğu için adamın derhal tutuklanması ve eziyet maddesinden en az üç yıl cezalandırılması gerek. Ayrıca bu eziyeti oluşturan dayaktan hakaretten tehditten hürriyeti tahditten ayrı ayrı cezalandırılması gerekir. Birden çok tecavüz olduğu için de tecavüzden iki kez ceza almalı.” (NZ

Ceza Muhakamesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliği görmek için buraya tıklayınız.

Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2007 Yılı Tarifesi’ni görmek için buraya tıklayınız.

Yeni tarifeye göre avukatlara ödenecek ücretler şu şekilde düzenlenmiştir:

a) Soruşturma evresinde takip edilen işler için 130 YTL,
b) Sulh ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 200 YTL,
c) Asliye ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 220 YTL,
ç) Ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 400 YTL,
d) Çocuk mahkemeleri:
1) Çocuk mahkemelerinde takip edilen davalar için 220 YTL,
2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 400 YTL,
e) Kanun yolları mahkemeleri:
1) Bölge adliye mahkemelerinde görülen duruşmalı davalar için 400 YTL,
2) Yargıtayda görülen duruşmalı davalar için 450 YTL,
ödenir.

● Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı 25.12.2006, 2006/134 sayılı duyurusu ile “Avukatlık Yasası Değişiklik Taslağı’nda Yeralması Düşünülen Yeni İlkelere İlişkin Taslak Metin Önerilerini” tüm baro başkanlıklarına yollamıştır.

Tasarıda yer alan zorunlu mesleki sorumluluk sigortası ile ilgili ilke ve taslak metin aşağıdaki şekildedir:

“İLKE
“Mesleki Sorumluluk Sigortası” zorunlu olmalıdır.

TASLAK METİN:

Yeni 43. madde olarak

Her avukat baro levhasına, her avukatlık bürosu ve avukatlık ortaklığı da baronun ilgili siciline yazıldığı tarihten başlayarak bir ay içinde mesleki sorumluluk sigorta poliçesini kayıtlı olduğu baro başkanlığına sunmak zorundadır.

Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlerin mesleki çalışmaları baro yönetim kurulunun kararı ile mesleki sorumluluk sigorta poliçesi sunulana kadar durdurulur. Mesleki sorumluluk sigortasına ilişkin esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenir.

Bu madde ile ilgili GEÇİCİ MADDE:

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte fiilen avukatlık yapanlar yürürlük tarihinden başlayarak bir ay içinde mesleki sorumluluk sigorta poliçesini kayıtlı olduğu baro başkanlığına sunmak zorundadır. Bu yükümlüğünü yerine getirmeyenler hakkında 43. maddenin ikinci fıkrası uygulanır.”

● Sorumluluk sigortaları, sigortalının üçüncü şahıslara vereceği zararlar sonucu karşılaşacağı tazminat taleplerini, sigorta şirketinin karşıladığı poliçeler olarak ifade edilebilir. Sorumluluk sigortalarında risk “sorumluluk” tur.Sorumluluk sigortaları ile sigortalı “sorumluluğu”nu kabul etmekte ancak sorumluluğun neticesi olan “zararı karşılama” veya “tazminat ödeme” borcundan kurtulmaktadır. Diğer bir deyişle sorumluluk sigortaları ile sigortalının zarar veya tazminat ödemesine konu davranışları, hile ve kasıt halleri hariç olmak üzere, kusurlu ve kusursuz sorumluluklarının maddi sonuçları, sigorta şirketince güvence altına alınmaktadır.(Sadrettin Çoşgun, www.tsrsb.org.tr)

Zorunlu sigortanın ise kişinin, yasa dolayısıyla yaptırmak zorunda olduğu sigortadır.Zorunlu sigortalar kişinin üçüncü şahıslara karşı sorumlu olması durumunda, üçüncü şahısların tazminatsız kalmasını önlemek üzere, sigorta sistemi kullanılarak oluşturulmuş bir tedbir niteliğindedir.

Zorunlu sigortalara verilebilecek tipik bir örnek, trafik sigortalarıdır. Hemen bütün dünyada uygulanmakta olan bir zorunlu sigorta türüdür. Kişinin, sahibi olduğu motorlu araç dolayısıyla üçüncü şahıslara verebileceği hasarlardan doğabilecek sorumluluklarını kapsamaktadır. Ülkemizde de uygulanmakta olan “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumlulık Sigortası”, “Otobüs Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası”, “Tüpgaz Zorunlu Sorumluluk Sigortası”, “Tehlikeli Maddeler Zorunlu Sorumluluk Sigortası” gibi zorunlu sigortalar dışında, özellikle gelişmiş ülkelerde uygulanan “İşveren Mali Mesuliyet Sigortası”, “Çevre Kirliliği Sorumluluk Sigortası” gibi zorunlu sigortalar vardır.

Kişinin, genellikle üçüncü şahıslara verebileceği zararlara karşı zorunlu tutulan sorumluluk sigortalarının dışında, tamamen başka amaçlar düşünülerek zorunlu tutulmuş, kişinin bazı doğal afetler nedeniyle, kendi malına gelebilecek maddi hasarını karşılayan zorunlu sigortalar da mevcuttur. Ülkemizde uygulanmakta olan Zorunlu Deprem Sigortası bu uygulamaya bir örnektir.
(www.tsrsb.org.tr)

● Türkiye’deki uygulanmakta olan zorunlu sigortalar şunlardır:

Zorunlu Tüpgaz Sorumluluk Sigortası
Zorunlu Okul Servis Araçları Ferdi Kaza Sigortası
Zorunlu Trafik Sigortası
Zorunlu Tehlikeli Maddeler Sorumluluk Sigorası
Zorunlu Deprem Sigortası
Otobüs Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası

Türkiye’deki zorunlu sigortalar incelendiğinde ülkedeki toplumsal düzen ve kamu yararının korunması için gerçekten “zorunlu” olan alanlarda getirildikleri, düzenlendikleri konuların toplumun gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik oldukları görülmektedir.Zira yukarıda sayılan zorunlu sigortalardan üç tanesi ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan “trafik kazaları”ndan doğan ve büyük mağduriyetlere yol açan zararları karşılamaya yöneliktir.

Türkiye’de sıkça görülen ve medyaya da sıkça yansıyan ‘Mal Praktis’ (Yanlış-Kötü Tıbbi Uygulama) olayları nedeniyle doktorlar için dahi şu ana kadar zorunlu bir mesleki sorumluluk sigortası öngörülmemiştir.

Mal Praktis ve mesleki sorumluluk sigortası ile ilgili olarak kalem aldığı makalesinde Dr. Mustafa Sütlaş, “Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası uygulamasının temelinde, giderek düşen enflasyon ortamında finans şirketlerinin kasalarına sürekli sıcak para girişinin sağlanması yatmaktadır…Bunun bir benzeri giderek düşen faiz oranlarıyla banka kartları üzerinden uzun vadeli taksitlerle düzenli faiz geliriyle şişirilmiş borç ödemeleri şeklinde bir başka finans kuruluşu olan bankacılık alanında gözlenmektedir. Bu da bir anlamda yeni bir “kaynak bulma” arayışının yarattığı baskıdır…

Sigortacılıkta “risk yönetimi” konusundaki önemli parametrelerden ikisi sigortalanan kişi sayısı ve prim miktarıdır. Sigorta bu anlamda bir kaynak yaratmayı hedeflemektedir. Ödenecek tazminatlarla organizasyon giderleri ve beklenen karlılığın, toplanan primden ve o primin getirisinden daha küçük ya da en azından eşit olması beklenecektir. Bu durumda tazminat talebindeki başvuruyu engellemek olanaklı olmadığına göre, ya tazminat miktarlarında sınırlamalara gidilecek ya da primlerde yükseltmeye gidilecektir. Belirli bir rakamdan daha yüksek primin ödenemeyeceği de kabul edildiğinde o zaman prim ödeyen kişi sayısının arttırılması hedeflenecektir. Bu da eğer gönüllük söz konusu ise, ya sorunu abartarak, ya da primin küçüklüğü gündeme getirilerek yapılacaktır…

Bir başka önemli nokta da bu tür sigortacılık konusunda deneyimli sigorta kuruluşlarının olmamasıdır.Önceki taslakta söz konusu mesleki sorumluluk sigortasını yapacak sigorta kuruluşlarını net olarak tanımlanarak yalnız “kaza sigortası” yapan sigorta şirketlerine bu hak verilmekteydi. Bu da sorun yaratmaya aday bir durumdur. Çünkü konu itibariyle durum çok farklıdır. Kaza sigortalarında tazminatlar kazaya uğrayanın kim olduğundan bağımsız bir şekilde “kafa sayısına” göre “standart” olarak belirlenmektedir. Mesleki mesuliyet sigortasında böyle olursa, hizmet alan mağdur olacaktır. Özel şekilde belirleme durumunda da çok sayıda “iflas” eden sigorta kuruluşunun ortaya çıkması “kehanet” sayılmamalıdır…

Borçlar hukuku ile ilgili düzenlemeler, sigorta şirketinin önerdiği tazminatı kabul etmeyenler için hâlâ mahkeme yoluyla “tazminat almayı” mümkün kılmaktadır. Bu durum da sigorta şirketlerinin her durumda eskiden olduğu gibi mahkeme yolunu kullanmasına neden olacak, bu ise mağduriyetin giderilmesi temel alındığında, mağdur olanı, şimdi olduğu gibi bir kez daha mağdur eden bir sürecin yaşanması sonucunu doğuracaktır.” ifadelerine yer vermektedir.

● Zorunlu sigorta uygulamaları bir ülkedeki toplumsal düzenin korunması açısından yaşamsal bir öneme sahip olsa da bu uygulamaların üzerinde iyi düşünülmeli, hangi kesime ne kadar faydalı olacağı iyi hesaplanmalı ve mümkün olduğunca ayrıntılı düzenlemelere gidilmelidir. 31.12.2005 tarihi itibariyle baroya kayıtlı avukat sayısının 55176 olduğu ve bu sayının her geçen gün arttığı ülkemizde, toplanacak prim miktarının büyüklüğü de hesaba katıldığında konunun hassasiyeti daha iyi anlaşılmaktadır.

Avukatlar için mesleki sorumluluk sigortasının zorunlu hale getirilmesi, bu kapsamda, toplumsal bir yararı veya kamu düzeni için ‘zorunlu’ bir hususu karşılamayacaktır.Zaten giderlerini zor karşılayan, iş almakta dahi güçlük çeken birçok meslektaşımızın yap(a)madığı işler karşılığında prim ödemesi ayrı bir külfet oluşturacaktır.Bu nedenlerle, zorunlu mesleki sorumluluk sigortası uygulamasına gidilmeden önce riskin büyüklüğünün ve yaygınlığının iyice araştırılması, bu kapsamda avukatlara karşı açılan dava sayısı ve bu davaların kaçında avukatların kusurlu bulunduğunun incelenmesi gerekmektedir.Aksi halde, yaptıkları işlerin önemi ve hata yapma risklerinin büyük olması nedeniyle kendilerini güvende hissetmek ve sorumluluktan kurtulmak isteyen meslektaşlarımızın, ortaya çıkabilecek zararların tazminini, ‘tüm avukatların’ ödeyeceği primlerin oluşturduğu bir havuzdan karşılatmak yerine ‘gönüllü’ mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaları daha yerinde olacaktır.

Av. Meriç GENÇAY

”Avukatlık yasasının 1.maddesine göre “serbest bir meslek” olarak tanımlanan avukatlık mesleği, serbest olma özelliğini ticari mahiyette olmayan işlerin, bir işverene bağlı olmadan avukatın nam ve hesabına yapılmasından almaktadır.

“Yasalarımızda serbest meslek tanımı ile ilgili tek düzenleme 193 sayılı gelir vergisi yasasında yapılmaktadır.Yasanın 65/II. Maddesinde “serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi ve mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.” şeklinde tanımlanmaktadır.”(Güner, s.75)”

Serbest meslek tanımının yalnızca “Gelir Vergisi Yasası”nda yapılmış ve fakat Avukatlık Kanunu kapsamında böyle bir tanıma yer verilmemiş olması, kanun koyucu tarafından mesleğin “vergisel” anlamda serbestliğine büyük ölçüde önem verildiğini de kanıtlar niteliktedir.

Tasarıdaki taslak metnin 1.fıkrasına göre “Ücretli avukat, avukatlık faaliyetlerini, avukatla, avukatlık bürosu ile ya da avukatlık ortaklığı ile yapmış olduğu vekalet sözleşmesi kapsamında yürüten avukattır.” Madde metni değerlendirildiğinde, düzenlemenin yalnızca “bir başka avukatın yanında veya bir avukatlık bürosu veya avukat ortaklığı bünyesinde” çalışan avukatları kapsadığı ve fakat şirketler bünyesinde çalışan ücretli avukatlar veya her ay devletten maaş alan kamu avukatlarını kapsamadığı görülmektedir.Kamu ve şirket avukatlarının mesleklerini, en azından vergisel anlamda “serbest” olarak yapmadıkları ise ortadadır.

Bununlar beraber, bir avukatın, avukatlık bürosu veya avukatlık ortaklığının vekili olarak iş yapacak olan ücretli avukatın, yanında çalıştığı avukat veya avukatların, dolayısıyla bu avukatları vekil olarak tayin eden müvekkillerin vekilliğini yaptığı, bu kapsamda dilekçeler yazdığı, duruşmalara girdiği, kısaca serbest olarak çalışan bir avukatın yaptığı tüm hukuki işlemleri yaptığı veya yapacağı aşikardır.

Getirilen düzenlemelerle;

• Mesleki faaliyetleri ve yaptıkları işler bakımından serbest avukatlar ile aralarında bir fark bulunmayan, diğer avukatlarla adliye koridorlarında aynı cüppeyi giyerek karşılıklı duruşmalara giren ücretli avukatların “avukatların meslek örgütü” olan barodaki kaydı dondurulmakta, genel kurulda oy kullanması engellenmekte, seçme ve seçilme hakkı ellerinden alınmaktadır.

• Ücretli avukatların, avukatlık ruhsatnamesi alamayacakları belirtilerek ücretli avukatlara ruhsatnameden ayrı bir belge ve kimlik verileceği düzenlenmiş, ücretli avukatlar adeta ikinci sınıf avukat olarak görülmüştür.

• Mevcut durumda yanında çalıştığı avukatın izni ve ortak vekaletnamesi ile “Adli Yardım Bürosu” veya “CMK Merkezi” kapsamında çok makul ücretlerle iş gören ve ek gelir elde edebilen ücretli avukatların bu imkanları da yasada yer alan açık hükümler ile engellenmiş olacaktır.

Ülkemizde halen yenileri açılmakta olan ve öğrenci sayısı bir hayli fazla olan hukuk fakültelerinin avukat sayısında önemli bir artışa neden olduğu, tüm hukuk fakültelerinde verilen eğitimin aynı kalitede olmadığı herkesçe bilinmekte ve kabul edilmektedir.Avukat sayısındaki artışın meslekte kaliteyi düşürdüğü ve rekabeti arttırdığı da bilinen bir gerçektir.Bugün hukuk fakültesinden mezun olup avukatlık mesleğini yapmayı düşünen birçok hukukçu meslektaşımız, ekonomik yetersizlikler dolayısıyla bir avukatın yanında ücretli olarak çalışmaya başlamakta ancak yeterli ekonomik güce ulaştığında kendi bürosunu açabilmektedir.Bu süre bazı örneklerde 10 seneyi bulabilmektedir.Stajını yeni bitirmiş bir avukatın aldığı ücretin ise neredeyse asgari ücret seviyesinde olduğu bilinmektedir.Kesin rakamlara ulaşmak mümkün olmasa da yalnızca Ankara Barosu’na kayıtlı avukatların yarısının ücretli olarak çalıştığı söylenmektedir.

Tasarıda öngörülen düzenlemeler, avukatlar arasında bir ayrım ve hiyerarşi yaratacağı gibi ekonomik bakımdan güçsüz olduğu için ücretli olarak çalışmak zorunda olan meslektaşlarımızı bir avukattan ziyade başka bir avukatın yanında çalışan alelade bir işçi konumuna sokmaktadır.Tasarıda “ücretli avukat” olarak adlandırılsa da bu meslektaşlarımızın avukata tanınan haklardan çok ödevlere bağlı kılınması, seçme ve seçilme haklarının olmaması, kendilerine ruhsatname verilmemesi, ayrı bir kimliğe sahip olmaları, avukatlık sıfatlarını sorgulanır kılmaktadır.Bu nedenle getirilmek istenen düzenlemeler ücretli çalışan avukatların sorunlarına çözüm olmaktan çok uzak durmakta, eşitlik ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Türkiye Barolar Birliği ve Baroların hedefi meslekte kaliteyi yükseltmek ve tüm avukatların mesleğin onuruna uygun bir ücret elde etmelerini sağlamaksa, mevcut ihtiyacı fazlasıyla karşılamaya yeten hukuk fakültesi sayısının artmasını engellemek, mesleki yeterliliği sağlamak ve haksız rekabete yol açan koşulları ortadan kaldırmaktır.

Av. Meriç GENÇAY
Ankara Barosu

Tasarıyı görmek için “buraya tıklayabilirsiniz”.

Yazıyı word dosyası olarak bilgisayarınıza indirmek için “buraya tıklayın”.

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı
Ankara 25/12/2006
BARO BAŞKANLIĞI DUYURU NO: 2006/134
Konu: Avukatlık Yasası Değişiklik Taslağı İçin Öneriler.
Yaklaşık üç yıldır sürdürülen Yeni Avukatlık Yasası taslağında yer alması önerilmekte olan bazı ilkeler ekte sunulmuştur.
Bu ilkelerin değerlendirilerek görüşlerinizin bildirilmesini, belirtilenler dışındaki konularda önerileriz var ise bunların da ayrıca açıklanmasını rica ederim.Saygılarımla.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Av.Özdemir ÖZOK

AVUKATLIK YASASI DEĞİŞİKLİK TASLAĞI’NDA YERALMASI DÜŞÜNÜLEN YENİ İLKELERE İLİŞKİN TASLAK METİN ÖNERİLERİ:

İLKE
“MADDE 9:

Baroya kayıt olmadan ruhsatname alınabilmelidir.”

TASLAK METİN:
9. maddeye yeni 3. fıkra olarak:

Fiilen avukatlık yapmayacağını beyan edenler avukat ünvanını kullanamazlar, baro levhasındaki kayıtlarında bu durum belirtilerek üyelikleri dondurulur. Üyelik aidatı ödemezler ve üyelik haklarından yararlanamazlar. Meslek Kurallarına uymakla yükümlüdürler.

9. maddenin dördüncü fıkrasında düzenleme:

Ruhsatnameler, avukat kimlikleri ve ücretli avukatların kimlikleri Türkiye Barolar Birliği tarafından tek tip olarak bastırılır.

İLKE
• Avukat stajyeri bir yıllık staj süresi boyunca yanında staj yaptığı avukatın sosyal güvencesi sağlanmış ücretli elemanı olarak çalışabilir.

TASLAK METİN:
Avukatlık Yasası’nın 12. maddesinin c fıkrasında yapılacak değişiklik ile; “ c) Özel hukuk tüzelkişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık ve stajyer avukatlık.”

İLKE
• Avukatlık Ücret Sözleşmesinin düzenlenmesi ve Barodan geçirilmesi zorunlu olmalıdır.

TASLAK METİN:
163. maddeye yeni 3. ve 4. fıkra olarak:

Adli ve idari mercilere vekaletname sunan avukatın bu işe ilişkin avukatlık sözleşmesini kayıtlı olduğu baronun ya da başvuruda bulunduğu makamın bulunduğu yer barosunun ilgili birimine sunarak sözleşmenin Avukatlık Yasası ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine uygunluğunu vekaletnameye basılacak bir “AVUKATLIK SÖZLEŞMESİ GÖRÜLMÜŞTÜR” kaşesi ile belgelemesi zorunludur. İşlemi yapan baro sözleşmedeki vekalet ücretinin binde beşi oranında ücret alır. Avukatlık sözleşmesinin şekli ve içeriği baroya sunulması ve diğer konular Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Avukatlarca vekaletname sunulan merciler üçüncü fıkrada belirtilen kaşe basılmamış vekaletnameleri kabul edemez. Gerektiğinde ilgiliye on günlük süre verilerek bu süre içinde pul tamamlanmadıkça vekaletname işleme konulamaz.

İLKE
• “Mesleki Sorumluluk Sigortası” zorunlu olmalıdır.

TASLAK METİN:
Yeni 43. madde olarak

Her avukat baro levhasına, her avukatlık bürosu ve avukatlık ortaklığı da baronun ilgili siciline yazıldığı tarihten başlayarak bir ay içinde mesleki sorumluluk sigorta poliçesini kayıtlı olduğu baro başkanlığına sunmak zorundadır.

Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlerin mesleki çalışmaları baro yönetim kurulunun kararı ile mesleki sorumluluk sigorta poliçesi sunulana kadar durdurulur. Mesleki sorumluluk sigortasına ilişkin esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenir.

Bu madde ile ilgili GEÇİCİ MADDE:

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte fiilen avukatlık yapanlar yürürlük tarihinden başlayarak bir ay içinde mesleki sorumluluk sigorta poliçesini kayıtlı olduğu baro başkanlığına sunmak zorundadır. Bu yükümlüğünü yerine getirmeyenler hakkında 43. maddenin ikinci fıkrası uygulanır.

İLKE
“ONURSAL AVUKAT” unvanı ihdas edilerek düzenlemesi yapılmalıdır.

TASLAK METİN:
ONURSAL AVUKAT

Meslekte kırk yılını dolduran avukatlara kayıtlı olduğu baronun önerisi ile Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararı ile “ONURSAL AVUKAT” ünvanı verilir.

• Fiilen avukatlık yapmasına gerek yoktur.
• Baro levhasındaki kaydı kazandığı statü belirtilerek korunur.
• Aidat ödemez.
• Kayıtlı olduğu baronun genel kurulunun doğal üyesidir. Seçme ve seçilme hakkı vardır.

İLKE
• Meslek içi eğitim sürekli ve zorunlu olmalıdır.

TASLAK METİN:
Yeni 45. madde olarak:

Avukatlar kayıtlı oldukları barolar tarafından düzenlenen meslek içi eğitim çalışmalarına yılda en az elli saat katılmak zorundadır. Bu zorunluluğa uymayanların mesleki çalışması baro yönetim kurulu kararı ile saat eksiğini tamamlayana kadar durdurulur.

Meslek içi zorunlu eğitime ilişkin esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

İLKE
• Avukatlık Ortaklıklarının İKİNCİ BÜRO açabilmeleri sağlanmalıdır.

TASLAK METİN:
43. maddeye ikinci fıkra olarak;
Avukatlık ortaklıkları siciline kayıtlı oldukları baro bölgesi içinde ya da dışında ilgili baro başkanlıklarına bilgi vererek “şube” niteliğinde “ikinci büro ” açabilir. İkinci büronun açılış ve çalışma koşulları ve diğer ayrıntılar Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

İLKE
• “ÜCRETLİ AVUKAT” ın niteliği ve çalışma koşulları ayrıca ve açıkça düzenlenmelidir.

TASLAK METİN:
ÜCRETLİ AVUKAT

1-) Ücretli avukat, avukatlık faaliyetlerini, avukatla, avukatlık bürosu ile ya da avukatlık ortaklığı ile yapmış olduğu vekalet sözleşmesi kapsamında yürüten avukattır.

2-) Ücretli avukat, mesleki faaliyetlerini münhasıran yanında çalıştığı avukat/avukatlık bürosu/avukatlık ortaklığı tarafından verilen iş temelinde gerçekleştirir.

3-) Ücretli avukat olarak çalışanlar baronun ücretli avukatlar siciline kaydedilirler.

4-) Ücretli avukatlara kayıtlı oldukları baro tarafından avukatlık ruhsatnamesinden ayrı bir belge ve kimlik verilir.

Ücretli Avukatların Hak ve Ödevleri

1-) Ücretli avukatın baro levhasındaki kaydı, ücretli avukat olarak çalışmakta olduğu belirtilerek dondurulur. Bu anlamda baro üyesi değildir, baro genel kurulunda oy hakkı yoktur.

2-) Kendi adına vekaletname alamaz, dava ve iş takip edemez.

3-) Yanında çalışılan avukatın/büronun/ortaklığın mesleki sorumluluk sigortası, ücretli avukatın faaliyetlerini de kapsar.

4-) Ücretli avukatın yanında çalıştığı avukatla/büroyla/ortaklıkla olan iliş¬kisi Avukatlık Kanunu hükümlerine göre yürütülür ve bu konuda Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

5-) Ücretli avukat Avukatlık Kanunu ve Meslek Kuralları’na uymakla yükümlüdür.

6- ) Ücretli avukatın aylık ücreti Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ilgili bölümünde gösterilir.

Disiplin Cezaları

Yanında çalışılan avukata/büroya/ortaklığa karşı bir disiplin suçunun işlen¬mesi durumunda, disiplin cezalarının yanı sıra, ücretli avukatlar sicilinden çıkarılma cezası da uygulanabilir.

Ücretli Avukatlar Sicilinden Çıkarma

1-) Aşağıda belirtilenlerin Baro Yönetim Kurulu kararı ile ücretli avukatlar sicilinde çıkarılması zorunludur:

a-) Avukatlık Kanunu’nun 5. maddesinde belir¬tilen engellerden birini taşıyanlar;
b-) Ücretli avukat sözleşmesi sona ermiş olanlar;
c-) Ücretli avukatlar sicilinden çıkarılma cezası uygulanmış olanlar;
d-) Vefat edenler.

Sözleşmenin sona ermesi dışındaki sebeplerle sicilden çıkarılmasına karar verilen ücretli avukatın ücretli avukatın baro levhasındaki dondurulmuş kaydı da silinir

Avukatlara dair düzenlemeler (ücretli avukatın bir avukat, avukatlık bürosu ya da avukatlık ortaklığı ile arasındaki sözleşme hükümleriyle çelişmemesi koşuluyla) uygun olduğu ölçüde ücretli avukatlar açısından da geçerlidir.

İLKE
• Yabancı hukuk bürolarının çalışma koşulları ayrıntılı olarak düzenlenmelidir.

TASLAK METİN İÇİN ÖNERİ:
YABANCI AVUKATLIK ORTAKLIKLARI

• Yabancı avukatlık ortaklıkları kendi ülkelerinde yasal ve faal konumda olduklarını kanıtlamak zorundadır,
• Yalnızca yabancı hukuklar ve milletlerarası hukuk konularında danışmanlık/avukatlık hizmeti verebilirler ,
• Avukatlık ortaklığı şeklinde kurulmalı en az iki gerçek ya da tüzel kişi Türk ortağı olmalıdır.
• Yabancı avukatlık ortaklıkları baroların Türkiye Barolar Birliği’nin yabancı avukatlık ortaklıkları siciline kaydedilirler. Baroya karşı yükümlülüklerini yerine getirirler.
• Yabancı avukatlık ortaklığının Türk ortaklarından biri baro ve Türkiye Barolar Birliği ile ilişkileri yürütmekle görevlendirilmiş olarak baroya bildirilir.
• Türk ortaklar kendi adlarına vekaletname alamaz ve dava ve iş takip edemezler.

Yabancı avukatlık ortaklıklarının çalışmaları ile ilgili diğer ayrıntılar Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenir

Hukuk Almanağı 2006

2006 yılında ülkemiz hukuk dünyasında yaşanan önemli olayları kaleme alan bir yazı dizisi.

Hukuk Almanağı-1
Hukuk Almanağı-2

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 13 Aralık 2006 tarihi 26375 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yeni tarifeyi görmek için buraya tıklayın.

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.