Z. Kıvanç EL/ANKARA/AKŞAM

Doktorların ‘bıçak parası’ almasının rüşvet kabul edilmesinin ardından, hasta veya hasta yakınlarının ‘bıçak parası’ teklif etmeleri de ‘rüşvet’ suçu kapsamında değerlendirildi. Ankara Üniversitesi’nin 2004 yılında yapılan rektörlük seçimlerinde de aday olan Prof. Dr. Nezih Erverdi ile Recep Erdoğan adlı vatandaşı karşı karşıya getiren olay, bu yılın mart ayında yaşandı. Safra kesesindeki taş nedeniyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi’ne başvuran 65 yaşındaki Recep Erdoğan’ın, ameliyat edilmesine karar verildi ve ameliyatı Prof. Dr. Nezih Erverdi üstlendi.

Hasta Recep Erdoğan’ın Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci işlerinde çalışan oğlu Vedat Erdoğan, babasının ameliyat olacağını öğrenince telaşlandı ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Celal Göle’den yardım istedi. Dekan Göle de, arkadaşı olan Prof. Dr. Erverdi’yi telefonla arayarak, hasta Recep Erdoğan’a yardımcı olmasını rica etti.

DEDİKODU ÇIKARDI

Recep Erdoğan da bu gelişme üzerine ameliyatı yapacak olan Prof. Dr. Erverdi’nin odasına gitti ve özel ilgi göstermesi karşılığında 2 bin dolar bıçak parası verebileceğini söyledi. Teklife sinirlenen Prof. Dr. Erverdi, hastasını azarladı ve 2 bin doları reddetti. Paniğe kapılan Recep Erdoğan, hastanede, ‘Prof. Erverdi 2 bin dolar vermezsem ameliyatıma girmeyecekmiş’ diye dedikodu yaymaya başladı. Hastanede kısa sürede yayılan bu dedikodu, Prof. Dr. Erverdi’ye kadar ulaştı. Erverdi de, hastasının ameliyatını bir başka doktora devretti ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, Recep Erdoğan hakkında ‘rüşvet telif etmek’ ve ‘hakaret’ suçlarından şikayetçi oldu.

Görülen davada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Savcı, sanık Recep Erdoğan’ın ‘hakaret’ suçundan beraatine, ‘rüşvet vermeye eksik teşebbüs’ suçundan mahkumiyetine karar verilmesini talep etti. Erdoğan hakkındaki suçlamaları reddetti. Kararını açıklayan Ankara 8′inci Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Erdoğan’ı ‘rüşvet vermeye eksik teşebbüs’ eyleminden suçlu buldu ve 4 yıl hapis cezasına mahkum etti. Sanığın duruşmalardaki iyi halini dikkate alan mahkeme, cezayı bir yıla düşürdü ve paraya çevirerek erteledi. Sanık hakkındaki ‘hakaret’ suçlamasında ise ‘beraat’ kararı verildi.

Yargıtay ‘rüşvet’ kabul etmişti

Yargıtay, daha önce verdiği bir kararla doktorların ‘bıçak parası’ adı altında hastalardan para almasını ‘rüşvet’ suçu olarak kabul etmişti. Çorum Devlet Hastanesi’nde yaşanan olayda, çocuğunu ameliyat ettirecek bir vatandaştan 25 YTL bıçak parası alan M.Y. adlı doktor, polisin yaptığı baskınla numarası tespit edilmiş paralarla suçüstü yakalanmıştı. Dr. M.Y. ‘irtikap’ suçundan cezaya çarptırılmıştı. İtiraz etmesi üzerine davaya bakan Yargıtay, sanığın eyleminin ‘irtikap’ suçu değil, daha yüksek cezayı öngören ‘rüşvet almaya eksik teşebbüs’ suçu olduğunu belirterek yerel mahkemenin kararını bozmuştu.

Özok, “Ülke seçilmiş diktatörler tarafından yönetiliyor. Demokrasilerde karizma olmaz, uzlaşma olur” dedi

23.11.2006 VATAN

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, avukatlık sınavının kaldırılmasını öngören yasa tasarısını eleştirerek, “AKP Hükümeti ve kimi milletvekillerinin avukatlık mesleğine, barolarımıza ve Türkiye Barolar Birliği’ne yönelik hasmane tavrını yüce ulusumuza şikayet ediyoruz” dedi. Ve özetle şöyle konuştu:

SEZER UMUDUMUZ
* AKP iktidarının özel ilgisi ve alışılmadık lojistik desteğine karşın, hemen hemen tüm barolarda laik, demokratik, sosyal, hukuk devletine yürekten bağlı, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne inanan, eksiksiz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilke ve kavramlarına sevdalı, çağdaş ve yarınlara odaklı kadrolar göreve geldi. Bu sonuçların, söz konusu ilke ve kavramlara biçimsel yaklaşan iktidar partisiyle onun Başbakanı’nı son derece rahatsız ettiği anlaşılmaktadır. Bu rahatsızlığın en somut örneğini geçtiğimiz hafta TBMM Adalet Komisyonu’nda ‘Avukatlık Sınavı’nın görüşülmesi sırasında, AKP’li komisyon üyelerinin çoğunluğunun sergilediği davranışlar yanında, Sayın Başbakan’ın bunca ülke ve yargı sorunları orta yerde dururken avukatlık sınavının kaldırılmasına yönelik doğrudan talimatı ve bu yanlı yaklaşım sonucu yasa teklifinin komisyondan geçmesi olmuştur.

* Ülke seçilmiş diktatörler tarafından yönetiliyor. Demokrasilerde karizma olmaz, uzlaşma olur. Bütün çağdaş ülkelerde uygulanan avukatlık mesleğine giriş sınavından vazgeçilmesi teşebbüsünün hiçbir objektif ve bilimsel nedeni yoktur. Yasanın hazırlanması aşamasından komisyona çağrıldık ancak “konu mankeni” gibi olduk. Sınavın kaldırılması savunma mesleğinin geleceği için vahimdir.

* Bu hükümet herkesi dinliyor, hem de çok güzel dinliyor ama kendi bildiğini okuyor. Cumhurbaşkanı’ndan umudumuz var, yasayı geri çevirebilir.

Yeni Türk Ceza Kanunu’nda başkasının evine girerek zina yapan kişiye ceza verilmesine ilişkin hüküm konulduğu ortaya çıktı. İşte iki ayrı olay, iki ayrı ceza…

23.11.2006

Birlikte olmak istediği kadının evinde, kocası tarafından yakalanan K.C. hakkında dava açıldı. Ardahan Asliye Ceza Mahkemesi, sanığı sarkıntılık suçundan 6 ay hapse mahkum etti. Ancak konut dokunulmazlığını ihlalsuçundan beraatine karar verdi. Yargıtay 2. Ceza Dairesi ise sanığın hem sarkıntılık hem de konut dokunulmazlığı ihlal suçlarından cezalandırılması gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararını bozdu. Kararda şöyle denildi:Konuta girmede rızadan bahsedebilmek için sanığın başkasının yasal haklarını çiğnememesi gerekir. Evli bir kadınla ilişki kurmak kocanın haklarına saldırı teşkil eder. Olay günü sanık, kocanın rızasının olmayacağını bilerek konuta girmiştir.

Bir başka zina kararı da Askeri Yargıtay’dan çıktı. Davaya konu olan olay şöyle: Bir başçavuş, birlikte görev yaptığı uzman çavuşun, karısı ve 3 yaşında çocuğunun bulunduğu evine gece saat 02.00′de girer. Ve sonradan evine gelen mesai arkadaşı çavuşa yarı çıplak yakalanır. Askeri Mahkeme yakalanan başçavuşa konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza verdi.

2 YILA KADAR HAPİS
Askeri Yargıtay’ı n işaret ettiği düzenleme yeni TCK’nun konut dokunulmazlığını ihlal suçunun düzenlendiği 116. maddede yer alıyor. Bu maddede “Bir kimsenin konutuna rızaya aykırı olarak giren kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır diyor. Ancak Bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir hükmü ile zinaya örtülü ceza getiriliyor. Çünkü evlilik dışı ilişki yargı kararlarına göre gayrı meşru sayılıyor. Böylece bu düzenleme, herhangi bir yoruma yer vermeyecek biçimde başkasının evinde zina yaparken yakalanana 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilmesinin önünü açmış oldu.

Danıştay, hâkim ve savcı alımında bakanlığa sınav yetkisi veren bir hüküm bulunmadığını kaydetti

ADNAN KESKİN /RADİKAL
ANKARA – Danıştay, Adalet Bakanlığı’nın hâkim-savcı alımındaki yetkisini frenleyerek, bakanlığın hâkim-savcı adayı sınavı ve buna esas yönetmeliğin yürürlüğünü durdurdu. Davayı açan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV), “Karar yargı bağımsızlığı açısından çok önemli. Bir dönem kapanacak” diye konuştu.

Yargıda siyasallaşma ve kadrolaşma eleştirilerinin odak noktasını oluşturan Adalet Bakanlığı’nın sınav ve mülakatla hakim ve savcı alması işlemiyle ilgili Danıştay çok önemli bir karara imza attı. Durdurma kararı kaldırılmadığı veya iptal davası esastan reddedilmediğ i sürece bakanlığın hâkim ve savcı almasının önünü kesen karar, kısa süre önce kurulan YARSAV’ın açtığı davada alındı. YARSAV, bakanlığın idari yargıda 100, adli yargıda 500 hâkim ve savcı adayı alımına yönelik sınav ilanıyla, buna esas olan Adli ve İdari Yargıda Hâkim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliği’nin durdurulması ve iptalini istemişti. YARSAV, Bakanlık yetkilerinin yargı bağımsızlığı ilkesine aykırı olduğunu savunmuştu.

Bakanlık davayı beklemedi: Ancak bakanlık, açılan davaya rağmen süreci başlatmış ve idari yargı hâkim adaylığı için yazılı sınav ÖSYM tarafından 15 Ekim 2006′da yapılmıştı. Adli yargı hâkim adaylarının yazılı sınavı da 25 Kasım’da yapılacaktı. Bakanlık, geçen hafta da idari yargı hâkim-savcı adaylığı yazılı sınavını kazanan 482 adayın listesini açıklamış, mülakat tarihini de duyurmuştu. Danıştay’sa davalı bakanlıktan savunma istemişti.

Bakanlığa ret, sınava iptal: Danıştay 12. Dairesi, bakanlığın ‘dava reddedilsin’ savunmasını yeterli bulmadı ve bakanlığın idari ve adli yargı hâkim ve savcı adayı alımına ilişkin ilanları iptal etti.

Sınav yetkisi yok: Daire kararını, gerek Hâkimler ve Savcılar Kanunu, gerek Adalet Bakanlığı’nın Kuruluşuna İlişkin Kanun’da, ‘Adalet Bakanlığı’nın hâkim ve savcı adaylarını almada sınav yapma yetkisi’ olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı’ gerekçesine dayandırdı. Danıştay, sınava esas olan yönetmeliğin tamamının yürütmesini de durdurdu.

‘Bir dönem kapandı’

Bakanlık ve ÖSYM karara itiraz ederse, konuyu Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek.

YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu “Karar yargı bağımsızlığı açısından çok önemli. Yargıda bir dönem kapanacak. Karar, yetkinin bakanlık değil, Hâkim ve Savılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) kullanılması gerektiğine de karine oluşturuyor” diye konuştu.

Bayram sırasındaki tüyler ürpertici cinayetleriyle tüm ülkenin kanını donduran iki katil zanlısının avukatları da görevi bırakmış.
İki katil zanlısını savunmak için baro tarafından görevlendirilen Ufuk Namalan ve Saadet Ayan, “Vicdanımız elvermedi” diyerek görevi bırakmışlar.
Bu bir doktorun benzer bir katil zanlısını “vicdanım onu iyileştirmeye elvermedi” diyerek ameliyat masasında bırakmasından farksız.
Hukuk nosyonunu tam benimseyemedikleri anlaşılan bu iki avukat, hukuk eğitiminin içleracısı durumunun tipik birer örneği.
Adli yardım bugün ülkemizde savunma hakkına sahip olmayan insanlara hukuk sisteminin sağladığı bir güvence.

Habeas Corpus, insanların bir suç isnadı ile karşılaştıklarında derhal mahkeme önüne çıkarılma hakkı, hukukun vazgeçilmez bir öğesidir.
Amerika Başkanı Bush, terör sanıklarının elinden bu hakkı aldığı için başta ülkesi olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yerin dibine batırılmaktadır.
Kendisine bir suç isnat edilen insan,aksi ispat edilene kadar masumdur.
Masumiyet karinesine başta hukukçuların inanıp saygı göstermesi gerekir.
Yasaları ihlal etmekle suçlanan herkesin kendini savunma hakkı vardır, zanlılar bu haklarını ya doğrudan kendi savunmalarını yaparak ya da avukat aracılığıyla kullanırlar.

Elbette avukatların bürolarına gelen herkesin davasını alma zorunluluğu yoktur. Bir avukat sadece ceza veya ticaret hukukunda uzman olduğu için dava seçebileceği gibi, sadece kendi inancı doğrultusundaki davaları da alabilir.
Savunma gibi yargılama sisteminin önemli bir parçasının işlevini yerine getirmektedir ama aynı zamanda serbest meslek sahibi bir kişidir. Hizmetini istediği kişiye verebilir.
Ancak burada karşı karşıya olduğumuz olay tamamen farklıdır. Baronun atadığı iki avukat, savunma görevini “vicdanları elvermediği” gerekçesiyle yerine getirmek istememektedir.
Sadece bu tavır bile, zanlıların bundan sonra savunmalarını üstlenecek avukatların “vicdansız” etiketi yemesine yol açabileceği için savunma hakkına indirilmiş bir darbedir.

İşlediği suçun mahiyeti ne olursa olsun, bizi ne kadar rahatsız ederse etsin, bir suç isnadı ile hâkim önüne çıkarılmış herkesin, istemesi hakkında, bir avukat aracılığıyla savunma hakkına saygı duymamız hukukun en temel ilkesidir.
Savunma hakkını avukatların vicdanlarına göre sınırlandırmaya başlarsak, savunma mesleğinin temeline dinamit koymuş oluruz.

Türkiye gerçek hukuksal süreçle yeni yeni tanışıyor. Ülkemizde savunma hakkını kullananlar hâlâ savcının altında kabul ediliyor. Aşmamız gereken bir çok zorluk var. Bunlara bir de avukatların savunma hakkına saygısızlığını eklemeyelim.

Hukukçular ne diyor?

Avukat Fikret İlkiz: Bilişim suçlarıyla ilgili aşağı yukarı 41 ülkenin imzaladığı Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi bulunuyor. Bu sözleşmeye göre çocuk pornografisi, ırkçılık ve şiddet içeren görüntülerin yayınlanması yasak. Bunu imzalayan ülkeler, bilişim suçlarına karşı aralarında işbirliği yaptıkları gibi iç hukuklarını da bu sözleşmeye göre düzenlemek zorundalar. Türkiye henüz bu sözleşmeyi imzalamadı. Bu konuda ülkemizde henüz bir yasal düzenleme yok. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı bir tasarı var. Türkiye, Siber Suçlar Sözleşmesi’ni dikkate alıp bunu tartışmalı ve iç hukukunda da buna uygun düzenlemelere girişmelidir.

Erişim değil depolamak yasak

Avukat Haluk İnanıcı: Çocuk pornografisi, Türk Ceza Kanunu?nun 226. maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçları kapsamında değerlendirilmiş tir. TCK 226/3. maddesi içinde çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri ülkeye sokulmasını, çoğaltılmasını, satışa arz edilmesini, nakletmeyi, depolamayı, bulundurmayı, başkalarına iletmeyi suç saymıştır. Özetle, çocuk pornografisine ilişkin web sitelerine erişmek tek başına suç değildir. Kaza ile bilgisayarda bulunan bir pornografik ürün tek başına bir kişinin cezalandırılması na yetmez. Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi’ne göre çocuk pornografisi içeren ürünleri bedelli veya bedelsiz temin etmek ve bulundurmak suçtur. Erişmek suç değil fakat bu ürünleri temin etmek, bulundurmak suçtur.(Kaynak: Sabah)

Bilindiği üzere avukatların, müvekkiller ile olan ilişkilerinde emeklerinin karşılığını almalarında Türkiye Barolar Birliği’nin her yıl belirlediği asgari ücret tarifesi oldukça önemli yer tutmaktadır.Özellikle genç Avukatların , meslek yaşamlarının ilk günlerinde deneyimli meslektaşlarımız ile boy ölçüşemeyecek ucuzlukta iş kabul etmekte olduğu bir vakıadır ve bu durumun mesleğe başlanılan ilk yılların kaçınılmaz sorunu olduğu hususunda şüphe yoktur.

Pek çok avukat düşük miktarlı alacak takipleri ile uğraşmakta, taban asgari ücret uygulaması sayesinde kazanılan ücretler ile geçimini temin edebilmektedir.

Nitekim Türkiye Barolar Birliği?nin hazırlamış olduğu 04/12/2001 tarihinde resmi gazetede yayınlanan ve taban asgari ücret uygulamasının ilk olarak düzenlendiği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi?nde bu durum dikkate alınarak, taban Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulaması başlatılmıştır.

Yine aynı tarihte taban avukatlık asgari ücret tarifesi uygulamasına geçilirken, miktara bakılmaksızın her bir takip için aynı hukuki ve usuli işlemlerin yapıldığı da göz önüne alınarak bu uygulama başlatılmıştır.

Türkiye Barolar Birliği? nin 2001 yılında yapmış olduğu bu düzenleme sonucunda müvekkillerle yapılan sözleşmeler de yeniden şekillenmiş, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi de dikkate alınarak yapılmıştır.

Birliğimizin Asgari Ücret Takdiri Komisyonunda, taban asgari ücret uygulamasının suistimal edilmekte olduğundan bahisle vazgeçileceği ve avukatların mukayese kabul edilmeyecek oranda düşük bir ücret karşılığında bu işleri yapmak zorunda bırakılacağı duyumu alınmaktadır.

Hukuki düzenlemelerde ve uygulamada herhangi bir değişiklik olmadığı halde, 2001 yılında kabul gören ve avukatın emeğinin karşılığı olarak yer alan taban avukatlık asgari ücret tarifesinden vazgeçilerek, ekonomik olarak avukatlık mesleğinin icrasını zorlaştıracak bir düzenlemenin yapılması onarılması imkansız mağduriyetlere yol açacaktır.

Taban avukatlık asgari ücret tarifesinin suistimal edilmekte olduğu hususunun ise kabulü mümkün değildir.

İcra takibi açılmış olan bir dosya için, miktarına bakılmaksızın her dosya için uygulanan prosedür uygulanmaktadır. Dosya miktarı düşük olduğu için yapılan işlemlerin masraflarında yada işlemlerinde her hangi bir değişiklik bulunmamaktadır. Haciz yolluğu da, başvuru harcı da aynı miktarda olmaktadır.Avukatlık mesleğinin gereği olarak, miktara bakılmaksızın hacze gidilmekte ve aynı zaman harcanmaktadır.

Türkiye Barolar Birliği? nin görüş değiştirerek 2001 yılında kabul ettiği düzenlemeden vazgeçilmesi durumunda, özellikle mesleğe yeni başlayan genç avukatlar, meslek yaşamlarına ücretli avukat olarak devam etmek zorunda kalacaklardır.

Bu karar neticelerinin uygulamaya yansımasının da iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Serbest çalışan avukatların düşük miktarlı dosyaları kabul etmemeleri veya ücretin alacaklı müvekkile yükletilmesi zaruri olacaktır ki; bu durum fiiliyatta az borcu olanların takip edilmemesi gibi hukuka uymayan bir sonuç doğurabilecektir. Kaldı ki kamu kurumlarının ve kurumsal veya halka açık şirketlerin bilançoları ve yasal zorunluluklar yüzünden herhangi bir miktardaki alacağından kendi inisiyatifiyle vazgeçmesi de mümkün de değildir.

Öte yandan kurumlarla çalışan avukatların bu tür bir inisiyatifleri de bulunmamaktadır. Miktarı ne olursa olsun her dosya için harcanan emek aynıdır. Ancak tahsil sürecinde az miktarlı dosyaların en az masrafla tahsili tercih edilmekle birlikte, yapılan son değişikliklerle asıl alacak miktarı asgari ücretin altında bulunan, tebligatı usulsüz yapılan (ki tebligatların posta memurlarınca nasıl yapıldığı aşikardır) dosyalara ceza yolunun kapatılması düşük miktarlı icra dosyalarında da nihai yol olan haczi zorunlu kılmaktadır. Ancak haciz yollukları, taksi giderleri v.s. masrafların yüksekliği de malumunuzdur. Kaldı ki haciz işlemi manen de zor, yıpratıcı ve hatta tehlikelidir. Bu işlemlerin son derece komik rakamlara yapılması avukatların hukuk sistemi içindeki yerini de tartışılır kılmaktadır.

Barolar Birliği?nin avukatları temsil etmesi ve öncelikli olarak gerek hukuk sisteminin işleyişi gerekse bu işleyişteki zaruri unsurlardan olan avukatların mesleki koşul ve itibarlarını korumakla yükümlü olduğu gözetilerek anılan kararın yeniden gözden geçirileceğini umuyoruz.

Saygılarımla
Kubilay Maraşlı – kubilaymarasli@hotmail.com (bir mail grubundan alınmıştır)